NATO’ya girebilmek için, DP Hükümeti 1950 Eylülünde Kore’ye asker gönderdi. Hiçbir ilgimizin olmadığı bu savaşta 721 askerimiz şehit, 175’i kayıp, 2147’si yaralı, 234’ü esir ve 346’sı sakat kalarak geri döndük ve bunun mükâfatı olarak, 18 Şubat 1952 yılında bizi NATO’ya aldılar… Ülkemizin en önemli dördüncü yol kazası da, işte budur!..
Dikkat ediniz, bu ülkenin kaderini değiştiren 27 Mayıs 1960 ihtilâli, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 süreci, hiç de istenilen neticeyi vermemiş, hep sağ partilerin avantaj sağlamasına sebep olmuş, üstelik “irtica” daha da hortlamıştır!.. 1960 ihtilâli sonrasındaki sağ partilerden Adalet Partisi (AP), Anavatan Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) defalarca tek başlarına iktidara gelirken, bu ülkenin kurucusu CHP, demokrasiye geçildikten sonra bir defa olsun tek başına iktidara gelememiştir. “Ulus Devlet” olamayışımızdaki beşinci ve sonrası yol kazaları da bunlardır!..
1789 Fransız İhtilâli ile ortaya çıktığı kabul edilen “Ulus Devlet” meşruiyetini, bir ulusun belli bir coğrafi sınır içindeki egemenliğinden alan bir devlet şeklidir. Devlet politik, Ulus ise kültürel ve etnik bir varlıktır. İşte bu “Ulus Devlet” kavramı, her ikisini de bir coğrafyada örtüştürür. Burada ortak bir dil, ortak bir kültür ve ortak değerleri paylaşmak esastır. “Ulus Devlet”, her milletin kendi kaderini tayin etme hakkı olduğu fikrini de içerir. Bu özelliğiyle, dünyada çoğu Milliyetçilere de ilham kaynağı olmuştur…
Bu yolda artık “kaza” yapmadan hedefe varmak için neler yapmalıdır?
Öncelikle herkese gidip, bire-bir, doğruları bıkıp-usanmadan anlatarak, iletişim araçlarının hepsini iyi kullanarak birliği ve beraberliği sağlayıp, bu işi Ulu Önderimiz Atatürk’ün isteği ve vasiyeti doğrultusunda, sabırla gerçekleştirmektir! Kimse unutmasın ki; asla vakit geçmiş değildir, her bilinçli insanımız bu yolda görevli ve sorumludur…
(NOT: Son günlerde kamuoyunda çok tartışılan bir konu var; “Sayın Başbakan Erdoğan, eğer Köşk adayı olursa, (çünkü bu yazı 27 Haziranda yazıldı, henüz resmen aday değildi) Başbakanlıktan istifa etmeli mi?” sorusu gündemde… Parti adında bile “Adalet” olan bir partinin Genel Başkanı ve Başbakan olan kişi, bu işin en hukuki ve en doğrusunun ne olduğunu nasıl bilmez? Bu konunun kamuoyunda tartışılmasına bile fırsat vermeden, adaylığını açıkladığı gün istifa etmelidir!.. Uzman hukukçular da bu doğrultuda görüşlerini bildirmişlerdir…
Sayın Başbakan da, kendini hukuken bunu yapmaya mecbur hissetmelidir!.. Neden? Çünkü Köşk için kaç aday çıkarsa çıksın, sayın Başbakan görevi başında kaldığı sürece, diğer adaylar karşısında “devlet olanaklarıyla en avantajlı aday” olacağını yolun çocuklar bile farkında, bu da etik bir siyasî tutum olmaz…Böylesi bir haksız rekabete meydan vermeyeceğini umuyor, bütün Köşk adaylarına başarılar diliyoruz…)
Sakin KOŞAR…






















