Herkese, ama herkese sesleniyorum; elektrik ve doğalgaza % 9, en zorunlu kullandığımız ilâçlara da % 15’lik zamlar “arka kapımıza” dayandı, haberiniz var mı?
Bilhassa asgari ücretliler ve sahipsiz emekliler, eğer bu zamlardan haberiniz var ise; “Seçim Sandığı”na benzer bir sandık üzerine oturup da birazcık düşündünüz mü: “Bu iktidar bizim maaşlara yüzde/kaç zam verdi de, şimdi zammın üç-beş katı oranında her şeye % 9 ile % 15 zam yapıyor!?” diye kendinize sordunuz mu?
İşin en can alıcı tarafı da şudur: Her türlü üretim araç ve gereçleri ya elektrik, ya da petrol enerjisiyle üretilir!.. Bunlara yapılan her zam, bütün tüketim araçlarına da yansımış olur; bunu başımızdakiler biliyorlar da, acaba sizler biliyor musunuz? Eğer biliyorsanız, neden hiç sesiniz-soluğunuz çıkmıyor, niçin yasal yollardan tepkilerinizi göstermiyorsunuz!?
Kanal-D TV’de harika sabah programları yapan meslektaşımız İrfan Değirmenci’nin sık sık tekrarladığı klişeleşmiş sözlerini başlığa yazdım… Evet, bu sözü genişleterek sizlere sesleniyorum; “Sokaktaki deliye, duvardaki ( ünlü ressam) Dali’ye, Ali’ye, Veli’ye; donu-gömleği serdiğim çalıya; Ayşe’ye, Fatma’ya, Hale’ye; yine zamlanan doğalgaza, ilâca, elektriğe; damperli kamyonun uçurduğu köprüye, metroda kıçına kazık kaçan yolcuya; ayı ve ceylanlarla dostluk kuran fotoğrafçıya; “bunlar IŞİD ve AK SARAY zamlarıdır” diyen röportajcıya; “nükleer enerjiye, HES’lere, rüzgâr enerjisine karşı çıkan çevreciler bu zamlara sebep oldu” diyen Bakan’a; “Kız çocuklarını türbana sokup, onlara ‘Kadın’ muamelesi yapacağınıza, önce kendi nefsinizi terbiye edin öküzler!” diyen Sezen Aksu’ya; yine çöp torbası halinde çıkarılmış ‘Birleşik Tezkereye”, bağlayıcı olan AİHM kararlarını uygulamayan iktidara, Melih Gökçek’e yumurta atanlara 10 yıl hapis isteyen hukuka, hâlâ bize dış siyaset başarısı masalları anlatan sayın Başbakan’a” sesleniyorum; “Gidişattan memnun musunuz!?”
Zamlara bakıyorum, konuşanlara bakıyorum, bir de delik cebime bakıyorum; ürperiyorum!..
Emekli maaşımı her aldığımda düşünüyorum; “Bu parayı hangi borcuma yetireyim ben!? Bakkala versem, kasap bakıyor… Elektrik-telefon-suyu ödesem, eve yiyecek alacak para kalmıyor!.. Ülkeme gezmeye gelen elin yabancı, neşeli, dinç, eli kitaplı emeklilerine bakıyorum, moralim sıfıra düşüyor!.. Bizi bu hallere düşürenlerin evlerindeki para kasalarını, ‘sıfırlanan para demetlerini’ düşünüyor, ülkeyi terk edesim geliyor!.. Şu halimize bir bakınız; parasızlıktan daha evlere doğalgazı döşetemedik, kullanmadığımız doğalgaza zam yağıyor…
Veee bu bir sürü derdin içinde gözümün önüne yine kurtarıcımız, kurucumuz büyük Atatürk ve arkadaşları geliyor, içimdeki ‘sessiz çığlık’ şöyle diyor: “Eyy büyük Atam, sen bu ülkeyi hangi düşüncelerle kurdun, şimdi şu başımızdakilere ve yaşadıklarımıza bak!?” diyorum… Başımı yastığa koyup da, yine uykularım kaçtığında da, O’nun sesini duyar gibi oluyorum: “Ben sizi bugünleri yaşayın diye mi kurtardım!? Seçme ve seçilme haklarını bunun için mi verdim? Siz seçmesini bilmiyorsanız ben ne yapayım; unutmayın ki, her ülke layık olduğu şekilde yönetilir” diyor…
Sizleri bilemem, ama ben sonra “layığımızı bulduğumuzu” düşünerek yatıyor, korkunç rüyalar görerek, kan-ter içinde sabahı ediyorum…
Sakin KOŞAR… 





















