Hellenistik Dönem Krallık ailelerinde, ahlâk ve aile gelenekleri çok farklı idi… Oğlan kardeş kız kardeşle evlenir, oğul da üvey anneyle evlenirdi!.. Milattan Önce (M.Ö.) 281 yılında buraya gelen Suriye Kralı I. Seleukos tarafından kurulmaya başlanan “Stratonikeia Mermer Kenti”, M.Ö. 279 ve 268 yılları arasında, Kral I. Seleukos ve oğlu Antiokhos tarafından yönetiliyordu…
Yaşlı Kral, kentin en güzel kızı Stratonike ile evlenince, oğlu hastalanıp yataklara düşmüştü… O günlerde dünyanın en saygın doktorları getirtildi, oğlunun derdine derman bulunamadı… En sonunda, genç ve yeni eşi Stratonike’nin, oğlu Antiokhos’un çocukluk aşkı olduğu anlaşıldı ve Kral I. Seleukos, genç karısını oğlu ile evlendirerek kentten ayrıldı, Anadolu içlerine çekildi…
Kesin kanıtlanmamış olmasına rağmen, Lagina Mermer Kenti de, Yeraltı Tanrısı olarak bilinen “Hekate” tarafından kurulduğu söylenmektedir… Tanrı Hekate’nin en belirgin simgeleri; Meyale, Hançer, Kırbaç, Yılan ve Anahtardır!.. Tanrıça Hekate Lagina’da, sol elinde meşale, sağ elinde bir çanak, başında Yeniay’a benzeyen hilâl boynuz taşıyan, ‘Polos’ adlı silindir bir başlık ve ara-sıra yanında bir köpekle görünürdü… Harika mermer sütunlardan yapılma (bugün hâlâ mevcut olan) “Hekate Kutsal Alanı” vardı, bütün dini törenler orada yapılır, Hekate de onlara sık sık bir ‘Sözcü’ gönderir, törenlerde mesajlarını halka iletirdi…
Bugünlerde hiç oralara gittiniz mi bilmiyorum? Ama mutlaka oraları bir bilenle gezmenizde, oraya giderken biraz ön bilgi sahibi olmanızın çok büyük faydaları olacağı kanaatindeyim!.. Stratonikeia’daki 13 Bin kişilik tiyatroyu, duvarlarda birçok yazıt olan kent meclisi salonunu, gladyatörlerin arenasını, yeni ortaya çıkmaya başlayan kent giriş yolunu, Hekate Kutsal Alanı’nı ve 7,5 şiddetindeki depremlerden geriye dimdik kalan mermer ve devasa şehir kapısını mutlaka görmeniz gerekiyor!..
Ben hem Lagina ve hem de Stratonikeia kentlerini çok gezdim!.. O devasa oymalı mermer sütunların üzerinde zıplayarak gezerken, hayalimde hep o eski Tanrı ve Tanrıçalar aklıma geldi, hep onlara salakça inanmış ve Tanrılara adanmış olan o zavallı insanlara acıdım!.. Ciğeri beş para etmez, bin bir abartılı yalanlarla halkın sırtından beleş olarak geçinen o zamanın ‘uyanık, yakışıklı, güzel, seksi, güçlü insanları’ aklıma geldi!.. Kendilerine “Ölümsüz, Tanrı, Tanrıça” diyerek yıllarca rahat ve huzur içinde yaşadılar, istediklerini yataklarına aldılar, istediklerini öldürdüler, istediklerini zengin, istediklerinin her şeyini ellerinden alarak fukara ettiler!.. Ama, doğanın kanunları gereği, günleri geldikçe, vakitleri doldukça, onlar da geberip gittiler, cesetlerini ve kabirlerini halktan hep sakladılar, arkadan yine onların benzerleri geldi ve ‘Tanrı, Tanrıça Yeniden Dirilip Geri Geldi” diye yalan söyleyerek, yine halka yutturdular, saltanata devam ettiler!..
Evet, saygıdeğer dostum Prof. Dr. Bilal Söğüt buralarda kazılara devam ediyor!.. Oraları kazdıkça, yeni bulgulara ulaştıkça o neler düşünüyor bilemiyorum ama; bugün Ay’a, Mars’a seferler yapabilen bilgi, bilim ve teknolojiye sahip insanoğlu, 2019 yılına, yani ‘Milenyum Yılına’ öyle kolay gelememiştir!.. Güç ve muktedir olanlar tarafından hep aldatılmış, hep soyulmuş, hep beleşe çalıştırılmış, hep beyhude işler için öldürülmüşlerdir!..
Peki, bugün durum çok mu farklı? Kendini eğitememiş, kendini yetiştirememiş, çağa ayak uyduramamış, köleliği hâlâ ‘kaderi’ sanan insan toplulukları tabii ki hâlâ mevcut, ama ben onlardan değilim!.. Zati onun için bunları yazdım, anlayabilene tabii…






















